Mereto’ya uzanan yolları “emek”, “sabır” ve “gelecek” diye pazarlayanlara sormak gerekiyor: Hangi gelecek?
Daha açılmadan çöken bir yolun, hangi emeğin ürünü olduğunu konuşmadan; onu bir başarı hikâyesi gibi sunmak, gerçeklerle bağını koparmış bir anlatıdır. Çünkü ortada ne sürdürülebilir bir plan var ne de bölgenin gerçek ihtiyaçlarına cevap veren bir yatırım.
Sason’da hâlâ yolu olmayan köyler varken, insanların en temel ulaşım hakkı yıllardır çözülememişken, milyonlarca liralık bütçenin bir dağın zirvesine harcanması hangi akla hizmettir?
“Dağlara yol yapılmalı” diyenler, bunun bedelini hiç konuşmuyor. Oysa bu yollar sadece asfalt değildir. Bu yollar;
doğaya açılan bir tahribat kapısıdır.
Araçların ulaşamadığı yerler, doğanın kendini koruyabildiği son alanlardır. Siz o alanlara yol yaptığınız anda;
piknikçiyi, çöpü, kontrolsüz kalabalığı, bilinçsiz avcılığı da beraberinde götürürsünüz. Endemik bitkiler ezilir, yaban hayatı kaçar, dağ sessizliğini kaybeder.
Bugün “turizm” diye savunulan bu projeler, yarın çöple, tahribatla ve geri dönülmez zararlarla anılacak.
Kaldı ki ortada ciddi bir teknik sorun da var:
Açılmadan çöken bir yol, mühendislik açısından da sorgulanması gereken bir tabloyu ortaya koyuyor. Bu sadece doğa meselesi değil, aynı zamanda kamu kaynağının nasıl kullanıldığının da meselesidir.
Şimdi soralım:
Bu yolun getirisi ne?
Gerçekçi olalım. Bu yol, bölge ekonomisini ayağa kaldıracak bir yatırım değil. Ama götürüsü çok açık:
Doğa kaybı, para kaybı ve yanlış önceliklerin bedeli.
Eğer gerçekten kalkınma isteniyorsa, yapılması gereken bellidir:
Batman ile Sason arasındaki ulaşımı iyileştirmek, köy yollarını tamamlamak, insanların günlük hayatını kolaylaştırmak.
Dağlara asfalt dökerek değil, insana dokunan yatırımlarla gelişme olur.
Mereto bir “yol projesi” değil, bir doğa mirasıdır.
Ve bazı yerlere ulaşmanın en doğru yolu… hiç yol yapmamaktır.
Hüseyin Akıl



